Daha etkin bir dış politika için sistem değişimi şart

Cumhurbaşkanlığı sistemi önerisi, kökleri Osmanlı’nın son asrına kadar uzanan ve kriz-değişim-yeniden yapılanma ekseninde şekillenen Türkiye’nin modernleşme serüveninde yeni bir kırılmaya işaret ediyor. Son iki yüzyıllık tarih bu şekliyle ele alındığında, […]

Cumhurbaşkanlığı sistemi önerisi, kökleri Osmanlı’nın son asrına kadar uzanan ve kriz-değişim-yeniden yapılanma ekseninde şekillenen Türkiye’nin modernleşme serüveninde yeni bir kırılmaya işaret ediyor. Son iki yüzyıllık tarih bu şekliyle ele alındığında, imparatorluk içi sosyo- politik krizler değişimi, değişim süreçleri de bir bütün olarak devletin içeride ve dışarıda yaşadığı beka sorununu aşmak ve küresel ölçekli değişime adapte olabilmek için siyasal elitleri büyük çaplı restorasyon arayışına sevk etti. Tanzimat dönemi, Cumhuriyetin kuruluşu ve çok partili demokratik hayata geçişin gerçekleştiği 1950’li yıllar büyük çaplı restorasyonları beraberinde getirdi. AK Parti’nin son on beş yılı bu restorasyonlar tarihi açısından dördüncü büyük restorasyon dönemini ifade etse de güvenlik merkezli ağırlaşmış iç siyasi türbülans, bölgesel ve küresel parçalanma arzu edilen restorasyonun gerçek manada hayata geçirilmesini engellediği gibi Türkiye için radikal bir meydan okuma ortaya çıkardı.
Türkiye’nin bugün yaşadığı kriz basit bir şekilde “yönetimde iki başlılık” sorununa indirgenemeyecek ölçüde derinleştiği gibi AK Parti’nin savuna geldiği değişim söylemi ve yöntemleriyle aşılamayacak ölçüde geniş çaplı. Bu nedenle bir bütün olarak siyasal alanı, devleti ve Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini sağlamlaştıracak ölçüde restore edecek bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç var. Ancak böylesi bir yenilenme ve derinleşmeCumhurbaşkanı Erdoğan’ın “beka sorunu” olarak tasvir ettiği külli meydan okumayacevap verebilir. Bu açıdan Cumhurbaşkanlığı sistemi bu meydan okumaya bir cevap olacak nitelikte. Aynı zamanda bu üç alanda sağlamlaştırma, derinleşme ve restorasyon vaat ediyor. Bunlardan ilki milletin güçlü temsiline dayanan iç siyasetin demokratik sağlamlaştırılması ve siyasal alanın etkin yeniden organizasyonu, ikincisi ekonomik verimliliği içeren kalkınmanın sağlamlaştırılması ve üçüncüsü stratejik özerkliği içeren dış politikanın sağlamlaştırılması. Bu üçünü ortak bir potada buluşturan ve Türkiye’nin sistem değişimi gerçekleştiği takdirde kaderini belirleyecek anahtar kavramlar ise her alanda etkinlik, esneklik, dayanıklılık ve hazırlıklı olma.
Etkin bir yönetim modelinin kurulması Türkiye’nin krizler karşısında daha esnek hareket etmesini sağlayacağı gibi hareket kabiliyetini genişletecek, bu dayanıklılık da Türkiye’nin halihazırda yaşadığı ve bundan sonra yaşayacağı muhtemel meydan okumalara karşı kapasitesini artıracak. Nihayetinde bir bütün olarak bu durum Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini sağlamlaştıracağı gibi özerklik kapasitesini de artırma işine yarayacak.

İç ve dış bütünlük
Ancak Cumhurbaşkanlığı sistemi değişimi ile Türkiye’nin dış politikasında son zamanlara yaşadığı daralmayı hemen aşması beklenmemeli. Zira dış politikada yaşanan bu daralma yönetilmek durumundaki sorunların kendi zorluğu ile doğrudan ilgili olmadığı gibi sistem değişimi bu sorunların otomatik olarak çözülmesi işine de yaramayacak fakat iyileşme ve uluslararası ilişkileri sağlamlaştırma açısından değerli bir fırsat sunacak.
Türkiye’nin dış politikasını doğrudan ilgilendiren dışarıdan içeriye doğru üç halka söz konusu. Birincisi uluslararası ittifak sistemi, ikincisi bölgesel güvenlik kompleksi, üçüncüsü ise ulusal güvenlik mimarisi. Türkiye yapısal ve kurumsal düzeyde halihazırda Batı ittifak sistemi içinde yer alsa da bu ittifak sisteminin hem kendileri arasında hem de Türkiye ile tehditlere yönelik yaşadığı öncelik sıralaması sorunu önemli ölçüde değişmiş durumda. Değişim sadece küresel ya da bölgesel konularla sınırlı değil. Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren güvenlik problemlerine dair farklı yaklaşımlar Türkiye için daha fazla güvenlik üretmek yerine giderek güvenlik açığı oluşturuyor. Bu Türkiye’nin sistem değişimi ile ittifak sistemini değiştireceği anlamına gelmiyor, tam tersine bu ittifak içindeki ana aktörlerle daha sağlam ve kendi özerkliğini ön plana alan bir ilişki biçimi geliştireceği anlamına geliyor. Küresel çapta içe kapanmacı bir temayülün yükselişe geçtiği bir dönemde iç bütünlüğünü sağlamlaştıran bir ülke olarak dış aktörlerle etkileşime geçmek Türkiye’yi daha esnek hale getirecektir. Bu aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini çeşitlendirme imkanı doğuracaktır. Yeni sistem bu anlamda dış kısıtlıkları etkili bir şekilde azaltma potansiyeline sahip.
Bölgesel güvenlik ise Soğuk Savaş sonrasının en derin krizlerinden birini yaşıyor. Türkiye’nin yakın coğrafi kuşağını etkisi altına alan bu kriz önümüzdeki dönemde bölgeyi bugünkünden daha sert kırılmalarla karşı karşıya bırakabilir. Tam da bu noktada iç bütünlüğünü tahkim etmiş Türkiye’nin yakın tehditlerle başa çıkması ve bölgesinde esnek davranma kabiliyeti artan bir dış politika paradigmasına geçişini kolaylaştıracaktır.
İç güvenlik ise bu halkanın hayati unsurlarından birini oluşturuyor. 15 Temmuz bir bütün olarak üç düzeyde de Türkiye’nin yönünü saptırmaya dönük bir girişimdi. Geriye toplumsal düzeyde benzeri olmayan bir dayanıklılık mirası bıraksa da yapısal olarak devleti tahrip etti. Cumhurbaşkanlığı sistemi önce bu tahribatı tamir edecek sonra da yeniden yapılandırılacak bir esnekliği sağlayacak ve içeriden dışarıya doğru Türkiye’nin dışpolitika ve uluslararası ilişkilerde özerkliğini daha da artıracak ölçüde güçlenmesininyolunu açma potansiyeline sahip. Bu nedenle daha etkin bir dış politika için sistemdeğişimi şart.